Mustafa Kemal Atatürk 1881 - 1938
- http://www.meb.gov.tr/belirligunler/ataturk/ata.html
- http://www.ataturkun-hayati.com/
Can Ataklı (09.08.2008)
Vatan Gazetesi
GAZETEDEKİ YAZIYI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Pazartesi akşamı Avrasya Televizyonu'nda Lale Şıvgın'ın sunduğu ?Beyin Fırtınası? programına katılmıştım biliyorsunuz. Programın diğer konukları Nevzat Yalçıntaş ile Erol Manisalı idi.
Nevzat Yalçıntaş program sırasında Atatürk'le ilgili küçük bir anekdota yer vererek ?Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed'in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, ?Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim' demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed'in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi? dedi.
Programın ana konusu kapatma davası olduğu için bu konu fazla uzun sürmedi. Programdan sonra Lale Şıvgın, yayının yapıldığı Doğatepe tesislerinde bizlere birer çorba ikram etti. Bundan yararlanarak Yalçıntaş'a ?Hocam programda anlattığınız olayın ayrıntılarını söyleyebilir misiniz?? diye sordum.
1981 yılında 12 Eylül askeri yönetimi Atatürk'ün 100. doğum yılı nedeniyle kapsamlı bir program hazırlamış. Prof. Yalçıntaş o dönemde İlim Kurulu'nun başına getirilmiş. Amaç Atatürk'le ilgili çeşitli kaynaklardan arşiv araştırması yapmak ve ?bilinmeyen Atatürk'ü? ortaya çıkarmakmış.
Yalçıntaş, ?Dışişlerinde Münir Bey vardı. (Soyadını hatırlayamadı) İyi bir araştırmacı ve arşivciydi. Ona Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin araştırılması görevi verilmişti? diyerek anlatmaya başladı.
Sonra da sürdürdü: ?Bir gün Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı.?
Prof. Yalçıntaş, Münir Bey'in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: ?Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta ?Hazreti Muhammed'in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim' anlamına gelen cümleler vardı.?
Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed'in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa'nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizler'in hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed'in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.
Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş'ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen'e geliyor. Tabii Evren Başkanlığı'ndaki Milli Güvenlik Konseyi'nin de haberi oluyor.
Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine, hiçbir anons yapılmadan konuyor.
Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde ?zevahiri kurtarmak? adına konuyor.
Peki bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor. Bilinen tek şey, Atatürk'ün İslam aleminin peygamberi Hazreti Muhammed'in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten saklanıyor.
*****
Hazreti Muhammed Mescidi Nebevi'de yatıyor
Hazreti Muhammed 571 yılında doğdu 632 yılında vefat etti. Peygamberimiz Medine'de oturduğu evde toprağa verildi. Bu mezar bugün dünyanın en büyük camisi olan Mescidi Nebevi'nin içinde.
Mescidi Nebevi, Hazreti Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesinden sonra ilk namaz kıldığı yer. Hazreti Muhammed, Medine'de oturduğu evin hemen yanına kentin ilk mescidini inşa ettirmişti. Bu mescit geçen yıllar içinde defalarca yenilendi. Bugün 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği Mescidi Nebevi'nin korumasını çok uzun yıllar Osmanlı askeri yapmıştı.
Arabistan'da mezar adeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu nedenle sadece Hazreti Muhammed'in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O'nun dışındaki İslam büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti Muhammed'in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya çıkarılmıştı. Ancak Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve yerine otopark yapmıştı.
Atatürk'ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi'nin hemen dibindeki Hazreti Muhammed'in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim Hazreti Muhammed'le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe'nin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.
*****
Yaşar Nuri Öztürk: Ali Babacan araştırma izini vermedi
Nevzat Yalçıntaş'la sohbetimiz sırasında ?Bir gün Yaşar Nuri Öztürk Bey aradı. Benim bu anlattığımı duymuş, belgeye nasıl ulaşabileceğini sordu? dedi. Ben de ?Belgeyi bulmuş mu?? diye sorunca ?Onu bilemiyorum, ama galiba bir kitabına koymuş ben okuyamadım? dedi.
Bunun üzerine önceki gün Yaşar Nuri Öztürk'ü aradım. Öztürk, Yalçıntaş'ın anlattıklarını doğrulayarak, ?Ancak bunu henüz bir kitabıma koymadım. Araştırmayı aşağı yukarı tamamladım, Gazi Mustafa Kemal ve İslam isimli çok kapsamlı bir kitap hazırlıyorum, bunun bitmesi üç yılı alır. Konu bu kitapta yer alacak? dedi.
Milletvekili olduğu sırada bu belgeye ulaşmak için çok çalıştığını söyleyen Öztürk, ?Belge Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde. Milletvekili sıfatımla bu arşivlerde çalışmak için bakan Ali Babacan'a başvurdum, ama bana izin vermedi? diye konuştu.
Öztürk'e ?Peki hocam, böyle bir belgenin açıklanmasını neden istemiyorlar?? diye sordum. Öztürk'ün cevabı çok ilginç oldu.
Şöyle dedi: ?Atatürk'ü din ve İslam dışı göstermek isteyenler elbette bu belgeden rahatsız olacaklardır. Bu nedenle dini siyasete alet edenler emperyalistlerle iş birliği bile yapabiliyor. Dincilerle İslamı reddedenler bu noktada birleşebiliyor.?
Atatürk diyor ki :
Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin , namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.
Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.
Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir. 1906
Ben askerliğin herşeyden ziyade sanatkarlığını severim. 1912
Savaş için düşmanı ordugahımızda beklemektense, onu uzaktan karşılamak yeğdir. 1914
Tarih bir milletin kanını, varlığını hiçbir zaman inkar edemez. 1919
Bütün ümidim gençliktedir. 1919
Bizim görüşümüz -ki halkçılıktır-kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. 1920
Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz. 1920
Büyük Türk ordusu! Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz ve daha sağlam bir askere rastgelinmemiştir. 1921
Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir. 1921
Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için belli başlı bir vasıtadır. 1921
Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur. 1921
Basın milletin müşterek sesidir. Başlıbaşına bir kuvvet, bir okul, bir öncüdür. 1922
Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. 1922
Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle taarruz, hiç taarruz etmemekten daha fenadır. 1922
Bayrak bir milletin bağımsızlık alametidir. Düşmanın da olsa hürmet etmek lazımdır. 1922
Eğitim işlerinde behemahal muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu surette olur. 1922
Her çiftçi ailesinin geçineceği ve çalışacağı toprağa sahip olması mutlaka lazımdır. Vatanın sağlam temeli ve bayındır hale getirilmesi bu esastadır. 1922
"Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi inkar olunamaz" kaidesi adalet sistemimizin temel taşıdır. 1922
Türkiye' nin gerçek efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstehak olan köylüdür. 1922
Okulun vereceği ilim ve irfan sayesindedir ki Türk Milleti, Türk Sanatı, Ekonomisi, Türk Şiir ve Edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir. 1922
Okul, genç beyinlere insalığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. 1922
Biz barış istiyoruz dediğimiz zaman tam bağımsızlık dediğimizi herkesin anlaması gerekir. 1923
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. 1923
Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner. 1923
Memleket mutlaka modern medeni ve yeni olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır. 1923
Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır. 1923
Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. 1923
Devrim yasası, eldeki yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki akımı boğmadıkça, başladığımız devrim ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır. 1923
Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir. 1923
Toplumdaki başarısızlığın sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır. 1923
Kadınlarımız erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha çok bilgili olmak zorundadırlar. 1923
Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak! 1923
Bizim dinimiz, ulusumuza, değersiz, miskin ve aşağı olmayı salık vermez. Tersine Allah da, Peygamber de insanların ve ulusların onur ve şereflerini korumalarını buyuruyor. 1923
Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup oldu. 1923
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. 1923
Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Birgün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. YIldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir. 1924
Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır: Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum. 1924
Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir. 1924
Türk milletinin istidatı ve kati kararı medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir. 1924
Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir. 1924
Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. 1924
Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. 1924
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. 1925
Zafer "Zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı "Başaracağım" diye başlayanın ve "Başardım" diyebilenindir. 1925
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak ve yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. 1925
Tüketici yaşamak iyi değildir. Üretici olalım. 1925
Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkilapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline değiştirmektir. 1925
Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve istiklale sembol olmuş bir milletiz. 1927
Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. 1927
Bombasırtı olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve Dünya savaş tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir olaydır. Karşılıklı siperler arası 8 metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekilerin hepsi kurtulmamacasına düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerlerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılıkla biliyormusunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir cekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur' an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.
ATATÜRK İLKELERİ
CUMHURİYETÇİLİK:
TANIMI :
?YÖNETİM BİÇİMİ OLARAK MİLLET EGEMENLİĞİNE DAYALI, CUMHURİYET REJİMİNİ ÖNGÖRMEK VE BUNU BİR YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSEMEKTİR.?
CUMHURİYETÇİLİK İLKESİNİN ESASLARI
CUMHURİYET; MİLLET EGEMENLİĞİNE DAYALI BİR SİYASİ REJİM YANİ DEMOKRASİDİR.
DEMOKRASİNİN KUL, MÜRİT VEYA TEBA DEĞİL, BİREY VE VATANDAŞ BİLİNCİNDE OLAN, YASALAR KARŞISINDA HAK VE SORUMLULUKLARINI BİLEN BİR İNSAN TİPİ İLE AYAKTA KALABİLİR.
DEMOKRASİDE ; DEVLETİN VE MİLLETİN BÜTÜN EYLEM VE İŞLEMLERİNİN HUKUK KURALLARI ÇERÇEVESİNDE OLUR.
HİÇ KİMSENİN YASALARA AYKIRI DAVRANMA AYRICALIĞI YOKTUR.
DEMOKRASİDE, SİYASİ GÖRÜŞ SAHİBİ OLMA, SİYASİ PARTİ KURMA VE PERİYODİK OLARAK YAPILAN SEÇİMLERE KATILMA ÖZGÜRLÜĞÜ VARDIR.
DEMOKRASİLERDE SEÇME VE SEÇİLME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN AYRIM GÖZETİLMEKSİZİN HERKESE TANINIR.
DEMOKRASİDE DİL, DİN, MEZHEP, CİNSİYET VE SİYASAL GÖRÜŞ FARKI GÖZETİLMEKSİZİN HERKES YASALAR ÖNÜNDE EŞİTTİR.
CUMHURİYETÇİLİĞE CANDAN BAĞLI BİR BİREY; ANAYASA, YASA VE DİĞER HUKUK KURALLARINA UYMASI GEREKİR. ANAYASADA BELİRTİLEN HUKUK DEVLETİ, SOSYAL DEVLET, ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, İNSAN HAKLARINA BAĞLI DEVLET GİBİ CUMHURİYETİN TEMEL NİTELİKLERİNİ BİR YAŞAM TARZI HALİNE GETİRİR.
Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönelmesidir. Cumhuriyete hayat veren damarların başında ise demokrasi geliyor. Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini, demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunun dışına çıkılırsa; demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk başlar. Eğer böyle olursa en büyük zararı cumhuriyetin yine kendisi görecektir.
Demokrasiyi benimsemiş siyasî rejimlerde, özgürlüklerin kullanılma alanları demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Cumhuriyet rejiminde kimsenin sınırsız hak ve hukuku yoktur. Çünkü demokrasilerde; kişilerin, dolayısıyla, toplumların özgürlükleri, hukuk yolu ile güvence altına alınmıştır. Bunların sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir.
29 Ekim 1923′te ilân edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama nasıl hazırlamıştı? Cumhuriyet, lâik bir sistem üzerinde kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı.
Cumhuriyeti adaletli bir hukuk sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kişiler tarafından değil, bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen öğretmenler tarafından yetiştirilecekti. İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin temelini ilim oluşturacaktı.
Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir. O'nun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak görmesindeki neden budur.
Atatürk, cumhuriyetçilik ilkesiyle ilgili görüşlerini birçok kez dile getirmiştir:
?Türk Milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle idare olunur.? (Afet İnan-Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazılan sh. 352)
?Türk Milleti'nin yaradılışına ve karakterine uygun idare, cumhuriyet idaresidir. Bu günkü Hükümetimiz doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı ve hükümetidir ki, onun adı cumhuriyettir. Artık hükümet ve millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Yönetim halk, halk yönetim demektir.? (Söylev ve Demeçler C.III. sh. 75, C. II sh. 230)
?Demokrasi prensibi, egemenliği kullanan araç ne olursa olsun, esas olarak milletin egemenliğine sahip olmasını ve sahip kalmasını gerektirir. Bizim bildiğimiz demokrasi siyasaldır. Onun hedefi, milletin idare edenler üzerindeki kontrolü sayesinde siyasal özgürlük sağlamaktır.? (Afet İnan-M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım, sh. 71,73)
HALKÇILIK:
TANIMI :
KİŞİLERİN DİL, DİN, MEZHEP, IRK, CİNSİYET VE SİYASİ GÖRÜŞ FARKI GÖZETİLMEKSİZİN KANUNLAR ÖNÜNDE EŞİT OLMASI VE HALKIN DEVLET İÇİN DEĞİL DEVLETİN HALK İÇİN VAROLMASIDIR. KISACA ?HALKIN HALK TARAFINDAN, HALK İÇİN İDARESİDİR?
HALKÇILIK İLKESİNİN ESASLARI:
HALKÇILIK İLKESİNDE İNSANLAR DİL, DİN, MEZHEP, IRK, CİNSİYET VE SİYASİ GÖRÜŞ FARKI GÖZETİLMEKSİZİN KANUNLAR ÖNÜNDE EŞİTTİR.
TOPLUMSAL SINIF KAVRAMININ YERİNE MESLEK GRUPLARININ VARLIĞINI SAVUNUR.TOPLUMSAL GRUPLARIN ÇATIŞMASINI DEĞİL,MESLEK GRUPLARI'NIN DAYANIŞMASINI ÖNGÖRÜR.
YÖNETİM BİÇİMİ OLARAK DEMOKRASİYE DAYALI CUMHURİYET REJİMİNİ ÖNGÖRÜR.
DEVLET;HER TÜRLÜ EYLEM VE İŞLEMDE HALKIN ÇIKARINI GÖZETİR.
ATATÜRK İNKILAPLARININ HEPSİNİN HALKÇILIK İLKESİ ÇERÇEVESİNDE, HALKIN YARARLARI GÖZETİLEREK YAPILMIŞTIR.
HALKÇILIK İLKESİNE GÖRE ÜLKEMİZDE;İLKOKULDAN, ÜNİVERSİTEYE KADAR HALKA ÜCRETSİZ EĞİTİM VE EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ TANINMIŞTIR.
HALKÇILIK İLKESİNE GÖRE ÜLKEMİZDE;İHTİYACI OLANLARA DEVLET HASTANELERİNDE ÜCRETSİZ SAĞLIK HİZMETLERİ VERİLİR.
HALKÇILIK İLKESİNE GÖRE ÜLKEMİZDE; ÜCRETSİZ KÜLTÜR HİZMETİNİN DEVLETİN ANA GÖREVLERİNDEN BİRİDİR.
HALKÇILIK İLKESİNE GÖRE ÜLKEMİZDE;HALKIN İHTİYACI OLAN ALTYAPI YATIRIMLARININ TÜMÜ DEVLET TARAFINDAN YAPILIR.
EN ÜCRA KÖYLERE KADAR OKUL, SAĞLIK OCAĞI, YOL, ELEKTRİK, SU VE SULAMA HİZMETİNİN , HİÇBİR ÇIKAR GÖZETİLMEKSİZİN YAPILAN BİR HALKÇILIK İLKESİ UYGULAMASI OLDUĞU BİLİNMELİDİR.
Devrim tarihimizde önemli bir yeri olan 1924 ve 1961 Anayasalarında da yer alan halkçılık ilkesi, demokrasinin temelini oluşturmaktadır. Bu ilkenin ana özelliği ülke yönetiminin halkın elinde bulunmasıdır.
Egemenlik bir zümre ya da ailenin elinde bulunmaz, halkın seçimle iş başına getirdiği kişiler, ülkeyi yönetir. Halkçılık;
1.)Ülke yönetiminin demokratikliği,
2.)Birey ve sınıflara ayrıcalık tanınmaması, gibi öğelerden oluşmakta.
Eğitim yoluyla aydınlanmış halk, ulusal egemenliğin güçlenmesi ve demokrasimizin yaşamasında tek ve gerçek güvencedir.
Halkçılık, Atatürk'ün önemle üstünde durduğu bir ilkeydi. Bu önemi açıklamalardan anlıyoruz:
?Halkçılık demek, devletin bütün kudret ve egemenliğinin halktan geldiğini, Türk camiası içinde, fert, aile ve sınıf ayrıcalığı bulunmadığını, kanun önünde herkesin eşit olduğunu İfade etmek demektir. Bu formül demokrasinin ifadesidir.? (A. Rıza Türel-İzmir Barosu Dergisi Sayı 8, sh. 413)
?Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.? (Afet İnan-Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazıları sh. 351) ?Türkiye halkı, ırkça, dince ve kültürce ortak, birbirlerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hisleriyle dolu, kaderleri ve menfaatleri müşterek olan sosyal bir toplumdur.? (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 221)
?Bence, bizim Milletimiz, birbirinden çok farklı çıkarları olan ve bu itibarla birbirleriyle mücadele halinde buluna gelen çeşitli sınıflara malik değildir. Mevcut sınıflar birbirinin tamamlayıcısı niteliğindedir.? (Söylev ve Demeçler C.II. sh. 82)
LAİKLİK:
TANIMI :
?KİŞİ, TOPLUM VE DEVLET YAŞAMINA EGEMEN OLAN KURALLARIN TÜMÜNÜN AKLA VE BİLİMSEL GERÇEKLERE DAYALI OLMASI, BİREYLERİN HİÇBİR BASKI ALTINDA OLMADAN DİNSEL İNANÇ VE İBADETLERİNİN GEREĞİNİ YERİNE GETİREBİLMESİDİR.?
LAİKLİK İLKESİNİN ESASLARI
LAİKLİĞİN ANCAK DEMOKRATİK YÖNTİMLERDE UYGULANABİLİR.
LAİKLİĞİN SOMUT UYGULAMA BİÇİMİ ANAYASAMIZIN 24 ÜNCÜ MADDESİNDE AÇIKÇA BELİRTİLMİŞTİR.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI MADDE 24 :
? HERKES,VİCDAN,DİNİ İNANÇ VE KANAAT HÜRRİYETİNE SAHİPTİR...İBADET DİNİ AYİN VE TÖRENLER SERBESTTİR.KİMSE,İBADETE,DİNİ AYİN VE TÖRENLERE KATILMAYA,DİNİ İNANÇ VE KANAATLERİNİ AÇIKLAMAYA ZORLANAMAZ,DİNİ İNANÇ VE KANAATLERİNDEN DOLAYI KINANAMAZ VE SUÇLANAMAZ....
KİMSE,DEVLETİN SOSYAL,EKONOMİK,SİYASİ VEYA HUKUKİ TEMEL DÜZENİNİ KISMEN DE OLSA,DİN KURALLARINA DAYANDIRMA VEYA SİYASİ VEYA KİŞİSEL ÇIKAR YAHUT NÜFUZ SAĞLAMA AMACIYLA HER NE SURETLE OLURSA OLSUN,DİNİ VEYA DİN DUYGULARINI YAHUT DİNCE KUTSAL SAYILAN ŞEYLERİ İSTİSMAR EDEMEZ VE KÖTÜYE KULLANAMAZ.?
LAİKLİK; TEMEL HAREKET NOKTASI OLARAK AKLI VE BİLİMİ TEMEL ALIR.
LAİK ÜLKELERDE AKLA VE BİLİME DAYALI OLAN POZİTİF HUKUK KURALLARI UYGULANIR.
DİNSEL HUKUK KURALLARININ DOGMA OLDUĞU İÇİN GÜNCELLEŞTİRİLEMEZ, DOLAYISIYLA GEÇEN DÖNEM İÇİNDE GEÇERLİĞİNİ YİTİREREK TOPLUM VE DEVLET YAŞANTISININ İHTİYAÇLARINA CEVAP VEREMEZ.
LAİK BİR DEVLETTE HERKES İSTEDİĞİ DİNİ VE İNANCI SEÇEBİLİR, İSTEDİĞİ DİNİ AYİN VE TÖRENİ YAPABİLİR.
HİÇ KİMSE, DİNİ AYİN VE TÖRENLERE KATILMAYA VEYA KATILMAMAYA ZORLANAMAZ.
HİÇ KİMSE, DİNİ İNANÇ VE KANAATLERİNİ AÇIKLAMAYA ZORLANAMAZ.
HİÇ KİMSE, DİNİ İNANÇ VE KANAATLERİNDEN DOLAYI KINANAMAZ VEYA SUÇLANAMAZ.
DİNİ İNANÇ, İBADET VE KANAAT ÖZGÜRLÜĞÜNÜN DEVLET TARAFINDAN GÜVENCE ALTINA ALINIR. BUNA AYKIRI HAREKET EDENLER, TÜRK CEZA KANUNUNUN İLGİLİ MADDELERİNCE YARGILANARAK CEZALANDIRILIR.
LAİKLİK, AKLI KULLANMA BECERİSİNİ EN ÜST DÜZEYE ÇIKARAN BİR ANLAYIŞTIR.
HER TÜRLÜ AKIL VE BİLİM DIŞI HURAFE LAİKLİK TARAFINDAN REDDEDİLİR.
LAİKLİK İLKESİ; BÜTÜN GELİŞMİŞ DEVLET VE TOPLUM YAPILARININ ORTAK ANLAYIŞIDIR.
?Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması? şeklinde özetlediğimiz lâiklik ilkesi, Türk Devriminin vazgeçilmez bir unsurudur. Demokratik olmanın da gereği?
Atatürk'e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdır. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923′de şu sözleri söylüyordu:
?Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.?
Genç Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sağlam temeller üzerine oturtulabilmesi için, ilk önce devletin kurum ve kuruluşlarının laikleştirilmesi gerekiyordu.
DEVLETİN LÂİKLEŞTİRİLMESİ
1.)Samsun'a çıkış. Amasya kararları, Erzurum, Sivas Kongreleri ile ulusun kendi kaderini kendisinin belirlemesi ilkesinin vurgulanması.
2.)23 Nisan 1920′de T.B.M.M.'nin açılması. ?Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur? ilkesinin kurtuluşun ve kuruluşun simgesi olması.
3.)20 Ocak 1921 Anayasasının kabulü.
4.)1 Kasım 1921 Saltanatın kaldırılması.
5.)29 Ekim 1 923 Cumhuriyetin ilânı.
6.)3 Mart 1924 Hilafetin kaldırılması.
7.)20 Nisan 1924 Anayasasının kabulü.
8.)10 Nisan 1928 Anayasadan Türkiye Devletinin ?Dinî islâmdır? hükmünün çıkarılması.
9.) 5 Şubat 1937 Anayasada değişiklik yapılarak Türkiye Devletinin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı olduğu hükmünün Anayasaya konması.
HUKUKUN LÂİKLEŞTİRİLMESİ
1.)8 Nisan 1924 Şer'î mahkemelerinin kaldırılması.
2.)30 Kasım 1925 Tekke ve Zaviyelerin kapatılması
3.)17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanununun kabulü.
4.)22 Nisan 1926 Borçlar Kanununun hazırlanması.
5.)24 Kasım 1929 İcra, İflas Kanunlarının kabulü.
6.)15 Mayıs 1929 Deniz Ticaret Kanununun kabulü.
7.)5 Aralık 1934 Kadınlara Seçme ve Seçilme hakkının verilmesi.
EĞİTİMİN LAİKLEŞTİRİLMESİ
1.)3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat (Öğrenimin Birleştirilmesi) Kanunu
2.)5 Kasım 1925 Ankara Hukuk Fakültesinin açılması.
3.)26 Aralık 1925 Uluslararası Takvim ve Saatin kabul edilmesi.
4.)24 Mayıs 1928 Lâtin rakamlarının kabulü.
5.)1 Kasım 1928 Lâtin alfabesinin kabulü.
6.)10 Haziran 1933 Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun'un kabulü.
7. )1 Ağustos 1933 Üniversiteler Kanununun çıkarılması, Darülfûnun'un kaldırılması. İstanbul Üniversitesinin kurulması.
KÜLTÜRÜN LÂİKLEŞTİRİLMESİ
Kültürde lâikleşmenin yollan aranırken elbette örf ve âdetlere bağlı kalınacaktı. Tarihten gelen hiçbir şey yok edilmeyecekti.
İşte bu düşünceden yola çıkılarak;
1.)30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı Kanun ile Meclis tarikatları yasaklıyor, tekke, türbe ve zaviyeler kapatılıyordu.
2.)25 Aralık 1925 tarihinde de Meclis tarafından şeyhlik, seyyitlik, üfürükçülük, dervişlik, emirlik, falcılık, büyücülük, muskacılık gibi san ve sıfatların kullanılması ve bunlara ait özel kıyafetlerin giyilmesi yasaklanıyordu.
Atatürk'ün laiklikle ilgili görüşlerini Söylev ve Demeçlerinden aktarıyoruz.
?Mensubu olmakla mütmain (tatmin) ve mesut bulunduğumuz İslâmiyet dinini yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yüceltmenin kesin elzem olduğu gerçeğini gözlüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdâni kanaatlanmızı, karışık ve dönek olan her türlü çıkar ve tutkusuna sahne olan politikacılardan ve politikanın bütün organlarından bir an evvel ve kesinlikle kurtarmak, milletin dünyevî ve uhrevî (ahretle ilgili) saadetinin emrettiği bir zorunluktur.? (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 330)
?Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz biri milletin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz.? (Kılıç Ali-Alatürk'ün Hususiyetleri, sh. 116)
?Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.? (Söylev ve Demeçler C. III. sh. 76)
İNKİLAPÇILIK:
TANIMI :
?ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ'NE DİNAMİZM KAZANDIRAN İLKEDİR. TOPLUMUN İHTİYAÇLARI DOĞRULTUSUNDA ÇAĞIN, AKLIN VE BİLİMİN GEREKTİRDİĞİ YENİLİKLERİN EN KISA ZAMANDA YAPILMASINI SAVUNAN İLKEDİR.?
İNKILAPÇILIK İLKESİNİN ESASLARI:
İNKILAP, DEVLET VE TOPLUM DÜZENİNDEKİ AKSAYAN KURUMLARI KALDIRARAK YERLERİNE İHTİYACA CEVAP VEREBİLECEK YENİ KURUMLARIN OLUŞTURULMASI ANLAMINA GELİR.
BU GÜNKÜ DEMOKRATİK, LAİK VE ÇAĞDAŞ DEVLET VE TOPLUM YAPISINA ATATÜRK İNKILAPLARI İLE GEÇİLMİŞTİR.
KÖHNEMİŞ VE GEÇERLİLİĞİNİ YİTİRMİŞ,TOPLUMA YARARDAN ÇOK ZARAR GETİREN KURUMLARIN KALDIRILIP ATILARAK YERİNE AKLIN VE BİLİMİN DOĞRULTUSUNDA YENİ KURUMLARIN GETİRİLMESİ İNKILAPÇILIĞIN EN ÖNEMLİ GEREĞİDİR.
İNKILABIN DURAĞAN DEĞİL, SÜREKLİ VE DİNAMİK BİR BİÇİMDE UYGULANMASI GEREKİR.
DÜNYANIN SÜREKLİ DEĞİŞMEKTE VE BU DEĞİŞEN ŞARTLARA AYAK UYDURMAK DEVLETİMİZ VE MİLLETİMİZ İÇİN EN ÖNEMLİ ZORUNLULUKTUR.
ATATÜRK İNKILAPLARINI ÇAĞIN KOŞULLARINA GÖRE GELİŞTİRMEYİP AYNI ŞEKİLDE KORUMAK ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ VE İNKILAPÇILIK İLKESİNE AYKIRIDIR.
20 NCİ YÜZYILDA ORTAYA ÇIKAN BÜTÜN İDEOLOJİLERİN YIKILMASINA RAĞMEN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN DİMDİK AYAKTA DURMASI GERÇEĞİ,İNKILAPÇILIK İLKESİNİN DİNAMİK
YAPISINDAN KAYNAKLANMAKTADIR.
İNKILAPÇILIKİLKESİNE GÖRE;?DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY, DEĞİŞİMİN KENDİSİDİR?
İNKILAPÇILIK İLKESİNİN YAŞATILMASI İLE ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ VE BU SİSTEMİ OLUŞTURAN ATATÜRK İLKELERİ ÇAĞLAR DEĞİŞSEDE GEÇERLİLİĞİNİ VE ÖNEMİNİ YİTİRMEYECEKTİR.
İnkilapçılık ilkesi, Atatürk İlkeleri arasında; eylem ve atılım gibi kavramları içerisine alan tek ilkedir.
Atatürk, Büyük Söylevinin sonunda:
?Bu açıklamalarımla ulusal yaşamı sona ermiş varsayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını ve bilim ve tekniğin en son esaslarına dayalı ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım,? diyerek çağdaş devlet kavramıyla devrimcilik ilkesinin şaşmaz işaretini veriyordu.
Çağdaş devlet kuran bir ulusun, çağ dışı niteliklerden kurtulması gerekirdi. İşte, Türk ulusunun, çağdışı niteliklerden kurtulmak, çağdaşlaşmak için giriştiği atılımların tümü devrimcilik ilkesinin kapsamı içine girer.
İnkilapçılık, Atatürk İlkelerinin hemen hemen tümüyle birleşir. Bütün bu ilkelerin ya neden ya sonuç olarak inkilapçılıkla sıkı bir ilintisi vardır. Bu bakımdan inkilapçılık, Atatürk İlkelerinin tümünü gerçekleştirmeye, korumaya ve yaşatmaya kesin kararlılıktır. Devrimleriyle yolumuzu aydınlatan Atatürk'ün bu konudaki görüşleri şöyle:
?Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlam ve biçimi ile uygar bir toplum haline getirmektir. İnkılâbımızın asıl hedefi budur. Bu gerçeği kabul etmeyen zihniyetleri darmadağın etmek zorunludur. Şimdiye kadar milletin beynini paslandıran, uyuşturan ve bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler tamamıyla kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyinlere gerçeğin ışıklarını sokmak imkânsızdır.? (Söylev ve Demeçler C. II. sh. 69)
?? Mes'ut inkılâbımızın aleyhinde düşünce ve duygu taşıyanları aydınlatıp, doğru yolu göstermek, aydınlara düşen millî görevlerin en önemlisi ve birincisidir.? (Söylev ve Demeçler C. II. sh. 69) ?
??Memleket davalarının ideolojisini, inkılâplarımız yönünden anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak kişi ve kurumları yaratmak lâzımdır.? (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 386)
MİLLİYETÇİLİK:
TANIMI :
?KİŞİNİN İÇİNDE YAŞADIĞI TOPLUMU SEVMESİ, ONUNLA GURUR DUYMASI, ONUN YÜKSELMESİ VE İLERLEMESİ İÇİN HER TÜRLÜ FEDAKARLIĞI YAPMASIDIR.?
MİLLİYETÇİLİK İLKESİNİN ESASLARI
MİLLETİ OLUŞTURAN UNSURLAR; DİL, KÜLTÜR, ORTAK GEÇMİŞ VE BİRLİKTE YAŞAMA AZMİDİR. ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNDE IRK VE DİN, MİLLETİ OLUŞTURAN UNSURLAR ARASINDA SAYILMAZ, SADECE ORTAK KÜLTÜRÜ ŞEKİLLENDİREN UNSURLAR OLARAK ELE ALINIR.
ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ;BİRLEŞTİRİCİ, BÜTÜNLEŞTİRİCİ VE KAYNAŞTIRICIDIR.
IRKÇILIK GİBİ, AYRIŞTIRICI YAKLAŞIMLAR REDDEDİLİR.
ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNDE BİREYLER, KENDİ ÇIKARLARINDAN ÖNCE MİLLETİN ÇIKARLARINI GÖZETİR.
?NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE? VECİZESİNDE İFADE EDİLDİĞİ GİBİ KENDİNİ TÜRK HİSSEDEN HERKESİ TÜRK OLARAK KABUL EDER.
ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ'NE BENİMSEMİŞ BİR BİREY,GEÇMİŞTEKİ TARİHİ BAĞLARDAN GÜÇ ALARAK KENDİ MİLLETİNİN TARİHİYLE GURUR DUYAR.ANCAK DİĞER MİLLETLERİ KÜÇÜMSEMEZ.
ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ; GÜNÜMÜZDE ÇAĞDAŞ VE MODERN DEVLET VE TOPLUM YAPILARININ BENİMSEDİĞİ?KÜLTÜR MİLLİYETÇİLİĞİ?DİR.
IRKÇI VE ŞOVEN MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞLARI TARİHTEN GÜNÜMÜZE (BOSNA, KOSOVA VE KAFKASYA ÖRNEKLERİ GİBİ) İNSANLIĞA KAN GÖZYAŞI VE YIKIM GETİRMİŞTİR.?KÜLTÜR MİLLİYETÇİLİĞİ? İNSANLIĞIN BARIŞ ,HUZUR VE REFAH İÇİNDE YAŞAMASINI ÖNGÖRÜR.
GEREKSİZ YANAN BİR IŞIĞIN SÖNDÜRÜLMESİNİN BOŞA AKAN BİR MUSLUĞUN KAPATILMASI VE DEVLET MALININ KORUNMASI ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNNİN BİR GEREĞİDİR.
Milliyetçilik ilkesi ulusal savaşımızın çıkış noktasını oluşturmuş ve tüm tutsak ulusların kurtuluş hareketlerine ışık tutmuştur. Fransız Devriminden sonra dünyaya yayılan özgürlük düşüncesinin tarihsel gelişimi içinde her ulusun kendi kaderini çizme inancının doğal bir sonucudur bu ilke. Türk halkının ümmet olmaktan kurtulup ulus haline gelmesi, Atatürk sayesinde olmuştur. Atatürk'ün ulusuna inancı sonsuzdu. Ulusu ulus yapan öğelerin başında ise, ortak değerler gelir. Milliyetçilik sözcüğü, bu değerleri de içine almakta. O, devrim ve ilkelerinin, ulusa rağmen değil, ulusla birlikte yaşayacağını biliyordu. Bu nedenle yeniliklerin ancak ve ancak ulus tarafından benimsenmesi ile sonsuza kadar yaşayacağı inancındaydı.
Zaten bugün, Atatürk İlkeleri arasında yer alan milliyetçilik, çağdaş anlamıyla; siyasetin ekonominin ve kültürün içinde yerini almıştır.
?Türk milliyetçiliği, bütün çağdaş milletlerle bir ahenkte yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumayı esas sayar. Bu nedenle millî olmayan akımların memlekete girmesini ve yayılmasını isteriz.? (Ş. Süreyya Aydemir-Tek Adam C. III. sh. 450)
?Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz, Türk milliyetçi siyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa o topluma dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.? (Afet İnan-M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım sh. 88)
?Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir milletin evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.? (M. Kemal Kop-Atatürk Diyarbakır'da sh.
DEVLETÇİLİK:
TANIMI :
?TÜRK TOPLUMUNUN VE DEVLETİNİN EKONOMİK VE SOSYAL KALKINMASINI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN DEVLET İŞLETMECİLİĞİ İLE ÖZEL SEKTÖR İŞLETMECİLİĞİNİN BİRLİKTE VE UYUM İÇİNDE ÇALIŞMASIDIR.?
DEVLETÇİLİK İLKESİNİN ESASLARI
DEVLETÇİLİK İLKESİ; ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ'NİN EKONOMİ TEORİSİDİR.
DEVLETÇİLİĞİN ANA HEDEFİ, TÜRKİYE'NİN EKONOMİK VE SOSYAL KALKINMASINI İVEDİLİKLE GERÇEKLEŞTİRMEKTİR.
DEVLETÇİLİK ;DEVLET İŞLETMECİLİĞİ İLE ÖZEL SEKTÖR İŞLETMECİLİĞİNİN BİRLİKTE VE UYUM İÇİNDE ÇALIŞMALARINI ÖNGÖRÜR.
CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA YETERLİ SERMAYE BİRİKİMİ OLMADIĞI İÇİN ÖZEL SEKTÖR TARAFINDAN YETERLİ YATIRIM YAPILAMAMIŞ, BU BOŞLUĞU DEVLET DOLDURMUŞTUR.
GÜNÜMÜZDEKİ GÜÇLÜ EKONOMİNİN TEMELLERİ, CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA DEVLETÇİLİK SAYESİNDE ATILMIŞTIR.
DEVLETÇİLİK ANLAYIŞI; ÖZEL SEKTÖR İŞLETMECİLİĞİNE KARŞI DEĞİLDİR. TAM TERSİNE TÜRK ÖZEL SEKTÖRÜ DEVLET ELİYLE OLUŞTURULMUŞTUR.
DEVLETÇİLİK İLKESİ ÇERÇEVESİNDE,GÜNÜMÜZDE DEVLET ÖZEL SEKTÖRÜN BAŞARABİLECEĞİ ALANLARDAN ÇEKİLEBİLİR.
ATATÜRK'ÜN DEVLETÇİLİK ANLAYIŞI, ÖZELLEŞTİRMEYE KARŞI DEĞİLDİR.AKIL,BİLİM VE TOPLUMSAL GERÇEKLER ÖZELLEŞTİRMEYİ ÖNGÖRÜYORSA BUNA KARŞI ÇIKMAZ.
DEVLETÇİLİK İLKESİ ÇERÇEVESİNDE,DEVLET; STRATEJİK VE ALTYAPI YATIRIMLARINDAN VAZGEÇEMEZ.
DEVLETİN GAP PROJESİ, ENERJİ SANTRALLERİ, KARAYOLLARI, DEMİRYOLLARI, LİMANLAR, HAVALİMAN-LARI, ELEKTRİK VE SU PROJELERİ YAPMASI, ÖZEL SEKTÖRÜN YATIRIM YAPMADIĞI
BÖLGELERE DEVLETİN YATIRIM YAPMASI DEVLETÇİLİĞİN ÖLMEDİĞİNİN EN GÜZEL ÖRNEKLERİDİR.
Anayasamızda yer alan devletçilik ilkesi; toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmada devletin üstlenmesi gereken görevleri açıklar. Genel anlamı ile, özel girişimin yetki ve gücü dışında kalan ekonomik kalkınma ve örgütlenmeyi gerçekleştirme ilkesidir.
Genel olarak devletin iki ödevi vardır;
a)Ülke içinde güvenliği ve adaleti sağlayarak, yurttaşların özgürlüğünü ve güvenliğini korumak.
b)Savunma için her an hazır bulunmak ve başka çare kalmazsa ülkeyi silâhla savunmaktır.
Bunlardan başka devletin, bayındırlık, eğitim, kültür, sağlık, tarım, ticaret ve sanayiye ilişkin ekonomik etkinliklerde de görevleri bulunmaktadır.
Atatürk, devletçiliği şöyle açıklar:
?Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve gayreti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik sahada devleti fiilen ilgili kılmak mümkün esaslarımızdandır.?
Devletçilikle ilgili dile getirdiği diğer ifadeler ise şöyledir:
?Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik prensibi bütün üretim ve dağıtım araçlarını fertlerden alarak milleti büsbütün başka esaslar içinde düzenlemek amacını güden, özel ve kişisel ekonomik teşebbüse ve faaliyete meydan bırakmayan sosyalizm prensibine dayalı kolektivizm, komünizm gibi bir sistem değildir. Özet olarak bizim güttüğümüz ?devletçilik? ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındırlığa eriştirmek için, milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanda, devleti fiilen ilgilendirmektir.?
?? Devletin siyasal ve düşünsel hususlarda olduğu gibi bazı iktisadi işlerde de düzenleyici rolü prensip olarak kabul edilmelidir. Buradaki güçlük; devlet ile ferdin karşılıklı faaliyet alanlarını ayırmaktır. Devletin faaliyet sınırını çizmek ve dayanacağı kuralları tespit etmek, diğer yandan da vatandaşın ferdi teşebbüs ve faaliyet özgürlüğünü kısıtlamak, devleti yönetmekle yetkili kılınanların düşünüp tayin etmesi gereken bir meseledir. Prensip olarak devlet, ferdin yerine geçmemelidir. Fakat, ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de ferdin kişisel faaliyeti, ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her bakımdan olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki özgürlük ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel vücuda getirmemesi, demokrasi prensibinin önemli esasıdır. O halde diyebiliriz ki, ferdî teşebbüs gelişmesinin bir engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını teşkil eder. Bu bakımdan genellikle belli zaman ve alanda sürekli bir özel nitelik gösteren ekonomik bir işi, devlet üzerine alabilir.? (Afet İnan-M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım, sh. 66, 67)
4) Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!
Kemal ATATÜRK, 20 Ekim 1927
Elmadağ :
23 Nisan 1920... Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Memleketin her tarafından birçok mebuslar gelmişti. Bu yeni meclise gelenlerin bir kısmı, Ankara'da hiçbir şeyin olmadığını görünce yeise düşmüşlerdi. Bahsedilen, ne Yeşilordu, ne hazine, ne yatacak otel, hiçbir şey yoktu. Sadece Mustafa Kemal...
...Bazılarına bu dava çürük gelmiş olacak ki, memleketlerine dönmeye karar verdiler. Bunlar geri dönerlerse Meclis'te huzursuzluk olmayacağını anlayan Mustafa Kemal, kürsüye çıktı. O gün pek heyecanlıydı. Atatürk'ün hayatında belki böyle canlı bir tablo doğmamıştı. Mebuslara hitaben:
"İşittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek, memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla Millî Meclis'e davet etmedim. Herkes kararında hürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. Ben bu mukaddes davaya inanmış bir insan sıfatıyla, buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Hattâ hepiniz gidebilirsiniz. Asker Mustafa Kemal, mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağı alır, bu şekilde Elmadağı'na çıkar, orada tek kurşunum kalına kadar vatanı müdafaa ederim. Kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanımı, mukaddes bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna ant içtim."
Diye gürleyince, herkesi bir heyecan dalgası sardı. Hiçbiri gözyaşlarını zaptedemiyordu.

Yazılı Basında Bizden Haberler
Destek Verenler
Son Yorumlar
- Şu an çevirimiçi: 4
- Bugün: 12
- Dün: 44
- Bugüne kadar: 36408
- En Çok: 336
